T.C. Mİllî Eğİtİm BakanlIğI
ANTALYA / DÖŞEMEALTI - Mustafa Ayten Aydın Anadolu Lisesi

Ayşen ALPASAR ´ın Yazısı

YENİK

            Kıyıda köşede kalmış küçük bir çiftlik. Ahırdaki dört hayvanın içinde yegane boğa ve adı Çan. Yerine göre pek kibirli değil, mağrur hiç değil. Belki tek olan her şey gibi tek olmaktan azıcık koltukları kabarmış. Mevkisi ona göre mühim. Ahırda baş köşeye takmışlar onu. E çok fark eder ya (!) Zincirlenmiş...

            Güçlü diye; kaçamasın, saldıramasın diye zincirli. Zincirden bağ, boynunda gibi görünse de aslında ruhunu sarmış. Kendisi de bunun farkındalığının yükü altında ezgin. Haklı olarak yediremiyor kendine. Dizginleri elinde olmayan yazgısına dertlenmek de saçma gelmiyor değil. Çan’dan habersiz, umutlu bir bahar güneşi tam tepede o gün. Yine “Tek işleri gün boyu geviş getirmek,” diye alay ettiği diğer hayvanlara sırtını dönmüş, çiftlikte olup biteni izlerken gördükleriyle sarsıldı. Tam ahırın ön tepe kısmında dikilmeye çalışılan boğa heykeli.  Öyle ki; gün boyu aldığı güneşi kesecek ve kendinden çok daha heybetli. O an bir haset kapladı içini, hırslandı. Rakip gördüğü o cansız varlığınsa ne Çan’dan, ne de Çan’ın kendi boynuzlarının gölgesi altında kaldığından haberi bile yoktu.

            Zihninin, gönlünün topraklarına ektiği kıskançlık tohumları onu yok edecek bir plan olma yolunda büyüyordu. Yaptığı plan mutlaka birinin sonunu getirecekti.

            Bir sonraki gün tam çiftlikte hayatın başladığı saatlerde plan da hayata geçecekti. Diğer hayvanların umursamaz bakışları içinde anlık bir güç ve hızla zincirlerini kırıp heykelin üzerine atlamasıyla taştan boynuzların karnına saplanması ve Çan’ın acı bağırtısının duyulması bir oldu.

 

            Heykelin alnına yayılan kırmızı sıcaklık herkesin şaşkına dönmesine yol açsa da olan olmuştu artık, en azından ikisi de cansızdı. Bu eşitlik anlamına geliyordu. Çan yere düşerken belki yaptığının farkına varmış olabilir. Belki de sadece oracıkta ölmüştür. Sonucun farkına varmaya, pişman olmaya fırsatı kalmadan öylece ölmüştür ya da hiçbirini düşünmemiş; kıskançlıktan, kibirden çatlamamış, sadece hayvanlara özgü içgüdüyle heykelin üzerine atlamıştır. Önemsiz hepsi. Alnına akan kanı saymazsak, bu eylem küçücük fiziksel bir yarar getirdi Çan’a, zincirin kırılmasıyla gelen saniyelik bir özgürlük. Hâlâ önemsiz hepsi. Çünkü hür olmak ruha özgüdür. Zihnindir, kalbindir; düşüncenin, farkındalığın, karakterindir. Ve Çan özgür değildir. Kıskançlığın cezbedici tadını alan herkes gibi biraz yeniktir.

Paylaş Facebook  Paylaş twitter  Paylaş google  Paylaş linkedin
Yayın: 26.05.2016 - Güncelleme: 26.05.2016 10:18 - Görüntülenme: 436
  Beğen | 1  kişi beğendi