T.C. Mİllî Eğİtİm BakanlIğI
ANTALYA / DÖŞEMEALTI - Mustafa Ayten Aydın Anadolu Lisesi

Musa DOĞAN

SİYAH PALTOLU ADAM

 

    O gün evde çok sıkılmıştım, dışarı çıkmaya karar verdim.  Soğuk bir gündü. Siyah el dokuması  paltomu giydim, kapıyı açtım, dışarının soğuğu yüzüme vuruyordu.  Ama tek soğuk olan dışarısı değildi, yılların eskittiği bedenim soğuktu. Gönlüm çok soğuktu. Geçmişteki yıllarım geliyordu aklıma. Çocukluğum geliyordu. Yoksul olan geçmişim geliyor. Sokaktaki çocukların sevimli çığlıkları kulağımda çınlıyordu. Sanki çocukluğuma götürmüştü beni... Bunları düşündükçe hüzünlendim, bir nefes çektim içime. Nasıl ki nefesi içimde tutamıyorsam, gözyaşlarımı da tutamadım. Süzüldü yanaklarımdan iki damla. O gözyaşları her şeyi anlatmaya yetiyordu kelimelere gerek yoktu. Dış dünyam iç dünyam gibi değildi. Dış dünyamda bir tebessüm vardı ama içimde sessiz fırtınalar kopuyordu. Dışarıdaki ben miydim yoksa başka biri mi?

         Anılarım geliyordu aklıma tekrar tekrar. Yürümeye devam ettim, sanki gecenin karanlığına yürüyor gibiydim. Sadece geçmişim ve onların bıraktığı derin izlerle dolu bir yere gidiyor gibiyim. Geriye dönüp baktığım da uçsuz bucaksız bir yer görüyordum. Yolun sonu muydu burası? Zihnim bana oyunlar oynuyor gibiydi. Bir kapıdan içeri girdim, içeri beni çağırıyordu. Hoşnut bir nostalji ile... İlerledim bir kapıyı daha açtım. Hatırlıyor gibiydim burayı... Yaşlı hafızamı zorladım ve hatırladım. Her şeyin ağlamaklı başladığı bir yerdi burası. Ben yine buradayım ve yine ağlıyorum. Ama bu sefer her şey bitiyor yok oluyorum, ölüyorum.

     Doğan güneşle yok olurdu hayallerim. Her yeni sabah yağmur taneleriyle uyandım. Geçmek bilmeyen ön yargılar yıkardı hayallerimi. Benliğinden çıkmış cümleler akar giderdi dudaklarımdan usulca. Kapalı kapılar ardında kalmıştı bütün anılar, hepsi birer tozlu rafta gizlenmiş albümler arasında. Birbirlerine bakan gözlerdi o anılar. Bazense cümlelere dönüşürdü siyah paltolu adam. Bir hikaye yazar, onu okurdum geceleri, gündüzün yansımasıyla beraber. Kimi zamanlar yarım bırakırdım cümleleri. İki kelime yazıyı okuyamazdım, nefesim yetmezdi okumaya. Okumaya nefesimin yetmediği o satırları yaşadım hayatım boyunca. Dökülen gözyaşlarımdı satırlar... Bazen bütün renkler siyah beyaz olurdu, gözlerimde, gözlerimin ardında; zihnimde siyah beyaz olurdu. Bilemedim gökkuşağının renklerini. Resim çizerdi küçük yaz güneşinde bile, bacası tüten evi çizerdi. Süsleyemedik o resimlerle hayallerimizi. Hepsi birer adsız taşa dönüştü taş, boyu uzanan toprağa girdi. Kelebek gibiydi hayatın hediyesi, daha kutusunu açamadan uçup gitti ellerimin arasından... Bir çiçeğe konması dileğiyle...

            Siyah beyaz hatıralarım, hepsi yaşandığı yerde kaldı verilen küçük sırlar gibi...

Sobalar mezar olurdu kitaplara. Satırları, iki dudağından arası da hayat bulmadan rüzgarlara karışırdı sözcükler. Sayfaların oyunu canlanmazdı küçük çocuğun zihninde... Hayalleri bastırmıştı kitap kokusunu. Daha hayat başlamadan bir hikayenin kahramanı olmuştu. Siyah paltonun omuzlarında giderdi gözyaşları. Bir şarkı parçasının içinde kendine ait dizeleri arardı...

       Kütüphanedeki sessizlik vardı dudaklarında. Dışarıda sessizliğine boğulurdu. İçinde aradı kendini; içinde yankı bulurdu alaycı gülüşler.

       İşaret parmağının ucunda kalmıştı dostluklar, ağızlardaki küfre dönmüştü bütün iyi sözler...

 Daha küçük bir çocuktum...

Paylaş Facebook  Paylaş twitter  Paylaş google  Paylaş linkedin
Yayın: 07.02.2018 - Güncelleme: 07.02.2018 11:40 - Görüntülenme: 54
  Beğen | 2  kişi beğendi